top of page
Sektörel Sürdürülebilirlik Raporu

​

İnşaat Sektörü

​

Bize Ulaşın

Sürdürülebilirlik, inovasyon ve risk yönetimi süreçlerinizi daha güçlü hale getirmek için SusdeX ekibiyle iletişime geçin.

 

Sorularınızı yanıtlamak, ihtiyaçlarınıza uygun çözümler sunmak ve sürdürülebilir dönüşüm yolculuğunuzda size destek olmak için buradayız.

+90 (262) 678 88 00

Gebze OSB Teknopark Kemal Nehrozoğlu Cad. 507/8/Z01 Kocaeli / Türkiye

1. Sektöre Genel Bakış

​

İnşaat sektörü, konut, altyapı, endüstriyel tesisler, kamu binaları, enerji sistemleri ve kentsel gelişim ile doğrudan bağlantılı olması nedeniyle Avrupa’nın stratejik öneme sahip ekonomik ekosistemlerinden biridir. Avrupa Birliği’nde inşaat sektörü gayrisafi katma değerin %5’inden fazlasını oluştururken, sektör birlikleri ve Avrupa istatistikleri sektörün AB GSYH’sinin yaklaşık %10,9’unu, toplam sabit sermaye yatırımlarının %48,7’sini, 3 milyondan fazla işletmeyi ve 12 milyondan fazla çalışanı kapsadığını göstermektedir. Avrupa İnşaat Sanayii Federasyonu’na (FIEC) göre sektörde faaliyet gösteren işletmelerin yaklaşık %95’i 20’den az çalışanı olan küçük ölçekli firmalardan oluşmaktadır.

​

Son yıllarda sektör ekonomik açıdan zorlu bir dönemden geçmektedir. Eurostat verilerine göre Avrupa Birliği’nde inşaat üretimi 2024 yılında bir önceki yıla göre %1,3 azalmış, Mart 2026 itibarıyla ise yıllık bazda %0,6 düşüş göstermiştir. FIEC tarafından yayımlanan 2025 İstatistik Raporu, özellikle konut inşaatlarındaki gerilemenin etkisiyle AB genelinde inşaat yatırımlarının 2024 yılında %2 oranında daraldığını ortaya koymaktadır.

​

2. Sektörün Sürdürülebilirlik Açısından Önemi

​

İnşaat sektörü, çevresel etkilerinin hammadde çıkarımından başlayarak çimento ve çelik üretimi, yapı malzemelerinin üretimi, lojistik faaliyetler, şantiye operasyonları, bina kullanımı, renovasyon, yıkım ve atık yönetimi aşamalarının tamamına yayılması nedeniyle sürdürülebilirlik açısından kritik sektörlerden biridir. Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) tarafından yayımlanan Küresel Binalar ve İnşaat Sektörü Durum Raporu’na göre binalar ve inşaat sektörü 2023 yılında küresel enerji talebinin yaklaşık %32’sini ve enerji ile süreç kaynaklı karbon emisyonlarının %34’ünü oluşturmuştur. Özellikle çimento ve çelik gibi yapı malzemeleri yüksek gömülü karbon emisyonlarına sahip olmaları nedeniyle sektörün iklim üzerindeki etkisinin önemli bir bölümünü oluşturmaktadır.

​

Avrupa Birliği’nde binalar, enerji ve iklim politikalarının merkezinde yer almaktadır. Yenilenen Binaların Enerji Performansı Direktifi, 2050 yılına kadar sıfır emisyonlu bir bina stokuna ulaşılmasını hedeflemektedir. Avrupa Komisyonu tarafından yürütülen Renovation Wave (Yenileme Dalgası) girişimi ise yıllık enerji renovasyon oranlarının en az iki katına çıkarılmasını amaçlamaktadır.

​

3. Çevresel Boyut

​

İnşaat sektörünün başlıca çevresel etkileri enerji tüketimi, karbon emisyonları, inşaat ve yıkım atıkları, yoğun hammadde kullanımı, arazi kullanım değişiklikleri, biyolojik çeşitlilik üzerindeki baskılar, su kullanımı ve yerel çevresel kirliliklerdir. İşletme kaynaklı emisyonlar binaların kullanım aşamasında ortaya çıkan ısıtma, soğutma, aydınlatma ve ekipman kullanımından kaynaklanırken, gömülü karbon emisyonları çimento, çelik, alüminyum, cam, yalıtım malzemeleri ve plastikler gibi yapı malzemelerinin üretim süreçlerinde ortaya çıkmaktadır.

​

Döngüsel ekonomi uygulamaları sektör açısından giderek daha önemli hale gelmektedir. Avrupa Komisyonu’na göre inşaat ve yıkım atıkları Avrupa Birliği’nde oluşan toplam atık miktarının üçte birinden fazlasını oluşturmaktadır. Beton, tuğla, ahşap, cam, metal ve plastik gibi malzemelerden oluşan bu atıkların önemli bir kısmı etkin ayrıştırma ve geri dönüşüm uygulamaları ile yeniden ekonomiye kazandırılabilmektedir.

​

Avrupa Birliği sürdürülebilirlik yaklaşımını yalnızca enerji performansı odaklı olmaktan çıkararak yaşam döngüsü bazlı değerlendirmeye yönlendirmektedir. Avrupa Komisyonu tarafından geliştirilen Level(s) çerçevesi karbon, malzeme kullanımı, su yönetimi, sağlık, konfor ve iklim değişikliği etkilerini bina yaşam döngüsünün tamamı boyunca değerlendiren göstergeler sunmaktadır. Bu yaklaşım inşaat şirketleri, yatırımcılar ve kamu kurumları açısından önemli bir sürdürülebilirlik yönetim aracı haline gelmiştir.

​

4. Sosyal Boyut

​

İnşaat sektörü yüksek istihdam kapasitesi, konut erişilebilirliği üzerindeki etkisi, bina güvenliği ve erişilebilirliği açısından toplumsal açıdan önemli bir sektördür. Bununla birlikte iş sağlığı ve güvenliği sektördeki en kritik sürdürülebilirlik konularından biri olmaya devam etmektedir. Eurostat verilerine göre 2023 yılında Avrupa Birliği’nde meydana gelen ölümcül iş kazalarının yaklaşık %24’ü inşaat sektöründe gerçekleşmiştir.

​

Sektörde yaygın olarak kullanılan alt yüklenici sistemleri, geçici istihdam ve sınır ötesi çalışan uygulamaları çalışma koşulları ve insan hakları açısından önemli riskler oluşturmaktadır. Avrupa Çalışma Otoritesi son yıllarda inşaat sektörünü öncelikli sektörlerden biri olarak belirlemiş ve adil çalışma koşulları, çalışan hakları ve mevzuata uyum konularında çeşitli faaliyetler yürütmüştür.

​

İşgücü ve yetenek eksikliği de sektörün önemli sosyal sürdürülebilirlik sorunlarından biridir. FIEC tarafından yayımlanan 2025 İşgücü Açığı Raporu, Avrupa genelinde inşaat sektörünün ciddi işgücü eksiklikleri ile karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle enerji verimliliği uygulamaları, dijital inşaat teknolojileri ve düşük karbonlu yapı sistemleri alanlarında nitelikli işgücü ihtiyacı hızla artmaktadır.

​

5. Yönetişim ve Düzenleyici Çerçeve

​

Avrupa Birliği’nde inşaat sektörünü etkileyen sürdürülebilirlik düzenlemeleri son yıllarda önemli ölçüde genişlemiştir. Yenilenen Binaların Enerji Performansı Direktifi (EPBD), yeni ve mevcut binalar için daha sıkı enerji performansı gereklilikleri getirmekte ve 2050 yılına kadar sıfır emisyonlu bina stokuna ulaşılmasını hedeflemektedir.

​

2024 yılında kabul edilen yeni Yapı Malzemeleri Tüzüğü (Construction Products Regulation), yapı malzemelerine ilişkin sürdürülebilirlik kriterlerini güçlendirmekte ve dijital ürün pasaportlarının kullanımına yönelik düzenlemeler getirmektedir. Bu düzenleme sayesinde ürünlerin çevresel performansı, içerikleri ve yaşam döngüsü verileri daha şeffaf hale gelecektir.

AB Taksonomisi de sektör açısından önemli bir düzenleyici çerçeve oluşturmaktadır. Yeni bina yapımı, renovasyon faaliyetleri ve çeşitli inşaat faaliyetleri belirli çevresel performans kriterlerini sağlamaları durumunda çevresel açıdan sürdürülebilir ekonomik faaliyet olarak sınıflandırılabilmektedir. Bu durum finansman erişimi ve yatırım kararları üzerinde doğrudan etkili olmaktadır.

​

6. Temel Sürdürülebilirlik Riskleri

​

İnşaat sektörünün temel sürdürülebilirlik riskleri arasında çimento ve çelik kaynaklı yüksek karbon emisyonları, düşük renovasyon oranları, inşaat ve yıkım atıklarının yetersiz geri kazanımı, iş kazaları, işgücü eksikliği, karmaşık tedarik zincirleri, yaşam döngüsü verilerinin yetersizliği, arazi kullanımından kaynaklanan biyolojik çeşitlilik kayıpları ve iklim değişikliğinin neden olduğu fiziksel riskler yer almaktadır.

​

Sektörün en önemli yapısal sorunlarından biri parçalı yapısıdır. Avrupa’daki işletmelerin büyük çoğunluğunun küçük ve orta ölçekli işletmelerden oluşması nedeniyle sürdürülebilirlik verilerinin toplanması, yaşam döngüsü değerlendirmelerinin yapılması, tedarik zinciri denetimlerinin gerçekleştirilmesi ve çevresel performansın standartlaştırılması zorlaşmaktadır.

 

7. Temel Sürdürülebilirlik Fırsatları

​

Sektördeki en önemli sürdürülebilirlik fırsatları mevcut bina stokunun enerji verimli şekilde yenilenmesi, düşük karbonlu yapı malzemelerinin geliştirilmesi, döngüsel ekonomi uygulamalarının yaygınlaştırılması, modüler yapı sistemleri, bina bilgi modelleme teknolojileri, seçici yıkım uygulamaları, geri dönüştürülmüş içerikli malzeme kullanımı, yenilenebilir enerji entegrasyonu ve sürdürülebilir kamu alımları olarak öne çıkmaktadır.

​

Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan Construction Transition Pathway belgesi, sektörün daha yeşil, daha dijital, daha dayanıklı ve daha rekabetçi hale getirilmesini amaçlamaktadır. Bu yaklaşım sürdürülebilirliğin yalnızca karbon azaltımından ibaret olmadığını; aynı zamanda erişilebilir konut, dayanıklı altyapı, iş güvenliği, döngüsellik ve dijital dönüşüm unsurlarını da içermesi gerektiğini vurgulamaktadır.

​

8. İnşaat Sektörü İçin Önerilen Sürdürülebilirlik Göstergeleri

​

İnşaat sektöründe çevresel performansın değerlendirilmesinde yaşam döngüsü karbon yoğunluğu, metrekare başına gömülü karbon miktarı, enerji kullanım yoğunluğu, yenilenebilir enerji kullanım oranı, geri dönüştürülmüş malzeme kullanım oranı, inşaat ve yıkım atıklarının geri kazanım oranı, depolamaya gönderilen atık oranı, su tüketim yoğunluğu, biyolojik çeşitlilik etki değerlendirmesi kapsamı ve yaşam döngüsü analizi uygulanan proje oranı önemli göstergeler arasında yer almaktadır.

​

Sosyal performansın değerlendirilmesinde ölümcül iş kazası oranı, kayıp günlü iş kazası sıklık oranı, iş sağlığı ve güvenliği eğitim saatleri, alt yüklenici güvenlik denetim oranı, çalışan devir oranı, kadın çalışan oranı, kişi başına eğitim süresi ve yeşil beceri eğitimlerine katılım oranı temel göstergeler olarak kullanılabilir.

​

Yönetişim performansının değerlendirilmesinde ise AB Taksonomisi uygunluk oranı, EPBD uyum düzeyi, sürdürülebilirlik durum tespiti uygulama oranı, tedarikçi ESG değerlendirme kapsamı, yolsuzlukla mücadele eğitimleri, dijital ürün pasaportu hazırlık seviyesi, çevresel ürün beyanı bulunan malzeme oranı ve sürdürülebilirlik raporlaması yapılan proje oranı önemli göstergeler arasında bulunmaktadır.

​

9. Sektör Görünümü

​

Avrupa inşaat sektörü, sürdürülebilirlik performansının finansmana erişim, kamu ihalelerine katılım, yatırımcı tercihleri, varlık değerleri ve düzenleyici uyumluluk açısından belirleyici hale geldiği yeni bir döneme girmektedir. Önümüzdeki yıllarda sektörün en önemli dönüşümü, geleneksel maliyet odaklı proje yaklaşımından yaşam döngüsü değeri odaklı yaklaşıma geçiş olacaktır. Bu kapsamda karbon emisyonları, enerji performansı, iş güvenliği, döngüsellik, iklim dayanıklılığı ve sosyal etkiler proje tasarımından yıkım aşamasına kadar ölçülen temel performans göstergeleri haline gelecektir.

​

Sektörün sürdürülebilirlik olgunluğu Avrupa genelinde halen eşit düzeyde değildir. Özellikle küçük ölçekli işletmelerde veri eksikliği ve kapasite sınırlılıkları devam etmektedir. Ancak Avrupa Birliği düzenlemeleri, sürdürülebilir finansman mekanizmaları, kamu alımları kriterleri, renovasyon politikaları, dijital ürün pasaportları, Level(s) çerçevesi ve yatırımcı beklentileri sektörün dönüşüm yönünü açık biçimde belirlemektedir. Düşük karbonlu, güvenli, döngüsel ve mevzuata uyumlu projeler geliştirebilen şirketlerin Avrupa pazarında önemli rekabet avantajı elde etmesi beklenmektedir.

bottom of page