top of page

Bize Ulaşın

 

Sürdürülebilirlik, inovasyon ve risk yönetimi süreçlerinizi daha güçlü hale getirmek için SusdeX ekibiyle iletişime geçin.

 

Sorularınızı yanıtlamak, ihtiyaçlarınıza uygun çözümler sunmak ve sürdürülebilir dönüşüm yolculuğunuzda size destek olmak için buradayız.

​

+90 (262) 678 88 00

Gebze OSB Teknopark Kemal Nehrozoğlu Cad. 507/8/Z01 Kocaeli / Türkiye

Sektörün Tanımı ve Stratejik Önemi

​

Tarım, Ormancılık ve Balıkçılık sektörü, Avrupa ekonomik faaliyet sınıflandırmasında NACE Bölüm A’ya karşılık gelmektedir. Sektör; bitkisel ve hayvansal üretim, ormancılık ve tomrukçuluk faaliyetleri ile balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliğini kapsamaktadır. Avrupa ekonomisindeki doğrudan katma değer payı sanayi veya hizmet sektörlerine kıyasla daha düşük olsa da, arazi, toprak, su, ormanlar, biyolojik çeşitlilik, hayvansal kaynaklar ve denizel ekosistemleri yönetmesi nedeniyle sürdürülebilirlik açısından son derece kritik bir öneme sahiptir. Eurostat, tarım, ormancılık ve balıkçılığı Avrupa Birliği’nin gıda sistemleri, arazi kullanımı ve doğal kaynak yönetimini izlemek amacıyla kullandığı temel istatistiksel alanlardan biri olarak değerlendirmektedir.

​

Sürdürülebilirlik perspektifinden bakıldığında sektör; gıda güvenliği, iklim değişikliğiyle mücadele, iklim değişikliğine uyum, biyolojik çeşitliliğin yeniden tesis edilmesi ve kırsal kalkınma olmak üzere Avrupa’nın beş temel politika önceliğinin merkezinde yer almaktadır. Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası (CAP) 2023–2027 dönemi için sosyal, çevresel ve ekonomik sürdürülebilirlik hedefleri doğrultusunda yapılandırılmıştır. Benzer şekilde Ortak Balıkçılık Politikası da Avrupa balıkçılık filolarının yönetilmesi ve balık stoklarının korunması amacıyla uygulanmaktadır.

​

İklim ve Sera Gazı Profili

​

Tarım sektörü, emisyonlarının büyük ölçüde biyolojik süreçlerden kaynaklanması nedeniyle karbonsuzlaştırılması en zor sektörlerden biridir. Eurostat sera gazı emisyon hesaplarına göre, Avrupa Birliği tarım sektöründeki sera gazı emisyonlarının 2024 yılında yaklaşık %52’si metan, %26’sı diazot monoksit (N₂O) ve %21’i karbondioksitten oluşmuştur. Metan emisyonları ağırlıklı olarak hayvancılık faaliyetleri ve gübre yönetiminden kaynaklanırken, diazot monoksit emisyonları gübreleme uygulamaları ve toprak süreçleriyle ilişkilidir.

​

Avrupa Çevre Ajansı’na göre tarım sektörü, Avrupa Birliği toplam sera gazı emisyonlarının yaklaşık %11’inden sorumludur ve aynı zamanda amonyak ile diğer hava kirleticilerinin önemli kaynaklarından biridir. Bu durum; hayvancılık sistemleri, gübre yönetimi, yem sistemleri ve toprak karbonunun artırılmasına yönelik uygulamaları sektörün temel sürdürülebilirlik öncelikleri haline getirmektedir.

​

Ormancılık ise iklim açısından farklı bir role sahiptir. Ormanlar hem ekonomik üretim sağlayan hem de karbon yutağı işlevi gören ekosistemlerdir. Avrupa Komisyonu Ortak Araştırma Merkezi (JRC), Avrupa Birliği topraklarının yaklaşık %40’ının ormanlarla kaplı olduğunu ve bu ormanların 1990–2022 döneminde insan kaynaklı emisyonların yaklaşık %10’unu absorbe ettiğini belirtmektedir. Ancak kuraklık, orman yangınları, zararlılar, hastalıklar, yaşlanan ormanlar ve yoğun hasat faaliyetleri nedeniyle Avrupa’nın orman karbon yutağı kapasitesi giderek azalmaktadır.

​

Biyolojik Çeşitlilik, Arazi ve Ekosistem Baskıları

​

Tarım, ormancılık ve balıkçılık faaliyetleri sağlıklı ekosistemlere doğrudan bağımlıdır. Bununla birlikte, yoğun veya sürdürülebilir olmayan üretim sistemleri biyolojik çeşitlilik üzerinde önemli baskılar yaratabilmektedir. 18 Ağustos 2024 tarihinde yürürlüğe giren Avrupa Birliği Doğa Restorasyon Tüzüğü, bozulmuş ekosistemlerin, habitatların ve türlerin yeniden iyileştirilmesine yönelik kıta çapında bağlayıcı bir çerçeve oluşturmuştur. Bu düzenleme özellikle tarım alanları, ormanlar, sulak alanlar, nehir sistemleri, tozlayıcı canlılar ve denizel ekosistemler açısından büyük önem taşımaktadır.

Tarımsal üretimde biyolojik çeşitlilik riskleri arasında habitatların sadeleşmesi, pestisit kullanımı, gübre kaynaklı kirlilik, toprak bozulması, tozlayıcı türlerin azalması ve sulak alanların kurutulması bulunmaktadır. Ormancılıkta ise tek türden oluşan plantasyonlar, aşırı kesim, habitat parçalanması, yangınlar ve zararlı organizmalar temel riskler arasındadır. Balıkçılıkta ise aşırı avlanma, yan av (bycatch), deniz tabanı tahribatı, deniz kirliliği ve bazı bölgelerde balık stoklarının yavaş toparlanması öne çıkmaktadır.

​

Avrupa Komisyonu’nun Çiftlikten Sofraya (Farm to Fork) ve Biyoçeşitlilik Stratejileri kapsamında; kimyasal pestisit kullanımının ve risklerinin %50 azaltılması, yüksek riskli pestisit kullanımının %50 düşürülmesi, gübre kullanımının en az %20 azaltılması ve 2030 yılına kadar tarım alanlarının %25’inin organik üretime geçirilmesi hedeflenmektedir.

​

Su, Toprak ve Kirlilik

​

Su, sektörün karşı karşıya olduğu en önemli sürdürülebilirlik kısıtlarından biridir. Avrupa Çevre Ajansı’nın “Avrupa’nın Su Durumu 2024” raporu, su ekosistemlerinin restorasyonu, sıfır kirlilik hedefi ve kuraklık ile taşkın risklerine uyum sağlanmasını Avrupa’nın temel öncelikleri arasında göstermektedir. Tarım sektörü Avrupa’daki en büyük su kullanıcısı olup aynı zamanda besin maddeleri ve pestisit kaynaklı kirliliğin en önemli kaynaklarından biri olarak değerlendirilmektedir.

Sektörün başlıca su kaynaklı riskleri arasında sulama talebi, nitrat sızıntıları, pestisit akışları, toprak erozyonu, su çekimi, ötrofikasyon ve kuraklık hassasiyeti bulunmaktadır. İklim değişikliğine bağlı olarak artan kuraklıklar, sıcak hava dalgaları ve düzensiz yağış rejimleri bu risklerin daha da büyümesine neden olmaktadır.

​

Toprak sürdürülebilirliği de aynı derecede önemlidir. Sürdürülebilir toprak yönetimi; erozyonun azaltılması, organik madde miktarının artırılması, dengeli gübreleme, sıkışmanın azaltılması, ürün rotasyonu, örtü bitkileri kullanımı, uygun durumlarda azaltılmış toprak işleme uygulamaları ve bozulmuş tarım alanlarının rehabilitasyonunu gerektirmektedir. Toprak sağlığı aynı zamanda iklim değişikliğine uyum kapasitesiyle doğrudan ilişkilidir; çünkü organik madde bakımından zengin topraklar daha fazla su tutabilmekte ve üretim sistemlerinin dayanıklılığını artırmaktadır.

​

Organik Tarım ve Sürdürülebilir Üretim Dönüşümü

​

Organik tarım, Avrupa Birliği’nin sürdürülebilir tarım performansını ölçmek için kullandığı temel göstergelerden biridir. Eurostat verilerine göre 2022 yılında Avrupa Birliği’nde organik tarım yapılan alan 16,9 milyon hektara ulaşmış ve toplam tarım arazilerinin %10,5’ini oluşturmuştur. Organik hayvancılık da büyüme göstermiş; 2022 yılında 5,4 milyon baş organik sığır yetiştirilmiş ve bu sayı toplam sığır varlığının %7,2’sine karşılık gelmiştir.

​

Bununla birlikte, mevcut ilerleme Avrupa Birliği’nin 2030 yılı için belirlediği %25 organik tarım alanı hedefinin gerisindedir. Avrupa Sayıştayı, 2024 yılında yayımladığı değerlendirmede, 2022’de ulaşılan %10,5 seviyesinden %25 hedefine ulaşabilmek için çok daha hızlı bir dönüşüme ihtiyaç olduğunu vurgulamıştır.

​

Organik tarım sürdürülebilirliğe geçişin tek yolu değildir. Rejeneratif tarım, agroekoloji, hassas tarım, entegre zararlı yönetimi, düşük girdili üretim sistemleri, tarımsal ormancılık, karbon tarımı, sürdürülebilir su ürünleri yetiştiriciliği ve iklim dostu ormancılık da önemli yaklaşımlar arasında yer almaktadır. Temel zorluk ise gıda fiyatlarının erişilebilirliğini, çiftçi gelirlerini ve üretim dayanıklılığını koruyarak bu uygulamaları yaygınlaştırabilmektir.

​

Ormancılıkta Sürdürülebilirlik

​

Avrupa ormanları kereste, biyokütle, biyolojik çeşitlilik habitatları, rekreasyon alanları, su havzası koruma hizmetleri ve karbon depolama gibi çok yönlü faydalar sağlamaktadır. Ancak iklim değişikliğinin ormanların dayanıklılığını zayıflatması nedeniyle sürdürülebilirlik riskleri giderek artmaktadır. Avrupa orman karbon yutağındaki gerileme artık önemli bir iklim politikası riski olarak değerlendirilmektedir.

​

Forest Europe tarafından yayımlanan “Avrupa Ormanlarının Durumu 2025” raporu, biyokütle, toprak, ölü odun ve hasat edilmiş odun ürünleri dahil olmak üzere karbon havuzlarının şeffaf biçimde izlenmesinin önemine dikkat çekmektedir. Ormancılık sektörünün sürdürülebilirliği yalnızca yıllık hasat hacimleri üzerinden değil, karbon stoklarındaki değişim, biyolojik çeşitlilik, bozulma riskleri ve ormanların yenilenme kalitesi üzerinden de değerlendirilmelidir.

Ormancılık için öncelikli eylemler arasında iklime dayanıklı tür seçimi, karışık türlerden oluşan ormanların teşvik edilmesi, yangınların önlenmesi, zararlı organizmaların izlenmesi, bozulmuş ormanların restorasyonu, sürdürülebilir hasat uygulamaları, yaşlı ve birincil ormanların korunması ve karbon muhasebesinin güçlendirilmesi yer almaktadır.

​

Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliğinde Sürdürülebilirlik

​

Ortak Balıkçılık Politikası, balıkçılık ve su ürünleri yetiştiriciliğinin çevresel, ekonomik ve sosyal açıdan sürdürülebilir olmasını hedeflemektedir. Avrupa Komisyonu’nun 2025 yılı değerlendirmesine göre, özellikle Kuzeydoğu Atlantik’te birçok balık stoğu tarihsel olarak düşük seviyelerden toparlanma göstermiştir. Ancak Akdeniz ve Karadeniz’deki iyileşme daha yavaş ilerlemektedir.

​

Sektörün sürdürülebilirlik sorunları arasında aşırı avlanma, filo kapasitesi, yan avlar, deniz tabanına verilen zararlar, yasa dışı veya raporlanmamış avcılık, enerji kullanımı, balık yemlerinin sürdürülebilirliği, hastalık yönetimi ve ekosistem bozulması bulunmaktadır. Avrupa Komisyonu’nun 2026 değerlendirmesine göre, Avrupa Birliği’nin balıkçılık ve su ürünleri ticareti 2015–2024 döneminde reel olarak %18 büyürken ekonomik ve sosyal dayanıklılık alanındaki gelişmeler daha sınırlı kalmıştır.

Su ürünleri yetiştiriciliği, yabani balık stokları üzerindeki baskıyı azaltarak gıda güvenliğine katkı sağlayabilir. Ancak bunun için su kalitesi, yem kaynakları, antibiyotik kullanımı, hastalık kontrolü, kaçışların önlenmesi ve biyolojik çeşitliliğin korunmasına ilişkin güçlü standartların uygulanması gerekmektedir.

​

Sosyal Sürdürülebilirlik ve Kırsal Dayanıklılık

​

Tarım, ormancılık ve balıkçılık sektörü kırsal istihdam, bölgesel kalkınma, gıda güvenliği ve kültürel peyzajların korunması açısından kritik öneme sahiptir. Bununla birlikte Avrupalı çiftçiler, balıkçılar ve orman sahipleri; artan girdi maliyetleri, iklim kaynaklı kayıplar, piyasa dalgalanmaları, yaşlanan iş gücü, bürokratik yükler ve uluslararası rekabet nedeniyle önemli ekonomik baskılarla karşı karşıya bulunmaktadır.

​

Sosyal sürdürülebilirlik öncelikleri arasında adil çiftçi gelirleri, iş sağlığı ve güvenliği, nesil yenilenmesi, mevsimlik işçilerin çalışma koşulları, toplumsal cinsiyet eşitliği, kırsal altyapı, dijital erişim, eğitim ve küçük üreticilerin desteklenmesi yer almaktadır.

​

Düzenleyici ve Politika Çerçevesi

​

Sektörü etkileyen başlıca Avrupa Birliği sürdürülebilirlik politikaları arasında Ortak Tarım Politikası (CAP) 2023–2027, Ortak Balıkçılık Politikası, Çiftlikten Sofraya Stratejisi, Avrupa Birliği Biyoçeşitlilik Stratejisi, Doğa Restorasyon Tüzüğü, Su Çerçeve Direktifi, Nitrat Direktifi, LULUCF Tüzüğü ve Avrupa Yeşil Mutabakatı kapsamındaki iklim hedefleri bulunmaktadır.

Doğa Restorasyon Tüzüğü özellikle önemlidir; çünkü bozulmuş ekosistemlerin iyileştirilmesine yönelik bağlayıcı yükümlülükler getirmektedir. Bu düzenleme gelecekte arazi yönetimi, orman restorasyonu, tozlayıcıların korunması, sulak alanların iyileştirilmesi, nehir sürekliliğinin sağlanması ve deniz habitatlarının korunması üzerinde giderek daha fazla etkili olacaktır.

​

Temel Sürdürülebilirlik Riskleri

​

Avrupa’da Tarım, Ormancılık ve Balıkçılık sektörünün başlıca sürdürülebilirlik riskleri arasında iklim kaynaklı verim kayıpları, su kıtlığı, metan ve diazot monoksit emisyonları, toprak bozulması, biyolojik çeşitlilik kaybı, pestisit ve gübre kaynaklı kirlilik, orman karbon yutaklarının azalması, hassas bölgelerde aşırı avlanma, kırsal gelir baskısı ve uyum maliyetleri bulunmaktadır.

En önemli çevresel riskler hayvancılık emisyonları, yoğun gübre kullanımı, arazi kullanım değişiklikleri, su stresi, ekosistem bozulması ve orman tahribatıyla ilişkilidir. En önemli sosyal riskler gelir istikrarsızlığı, çalışma koşulları, kırsal nüfus kaybı ve nesil yenilenmesidir. En önemli yönetişim riskleri ise zayıf izlenebilirlik, veri kalitesi sorunları, yetersiz çiftlik düzeyinde izleme mekanizmaları ve Avrupa Birliği kurallarının üye ülkeler arasında farklı düzeylerde uygulanmasıdır.

​

Sürdürülebilirlik Değerlendirmesinde Kullanılabilecek Temel Göstergeler

​

Bu sektörün güçlü bir sürdürülebilirlik değerlendirmesi; hektar başına ve ürün birimi başına sera gazı emisyonları, hayvancılık kaynaklı metan emisyonları, gübreleme kaynaklı N₂O emisyonları, gübre yoğunluğu, pestisit kullanım göstergeleri, hektar başına su çekimi, sulama verimliliği, toprak organik karbonu, erozyon riski, organik tarım oranı, biyolojik çeşitlilik dostu arazi oranı, amonyak emisyonları, hayvan yoğunluğu, gübre yönetimi uygulamaları, orman karbon stoklarındaki değişim, sürdürülebilir orman yönetimi sertifikaları, hasat dengesi, yangın hasarı, balık stoklarının durumu, av baskısı, yan av oranları, yem dönüşüm oranları, antibiyotik kullanımı, iş sağlığı ve güvenliği performansı, çiftçi gelir dayanıklılığı ve tedarik zinciri izlenebilirliği gibi göstergeleri içermelidir.

​

Sektör Görünümü

​

Avrupa’da Tarım, Ormancılık ve Balıkçılık sektörünün sürdürülebilirlik dönüşümü; gıda güvenliği, çiftçi gelirleri, iklim hedefleri ve doğa restorasyonu arasında kurulması gereken hassas denge tarafından şekillendirilecektir. Sektörün emisyonlarının önemli bir bölümü biyolojik süreçlerden kaynaklandığı için yalnızca enerji verimliliği uygulamalarıyla karbonsuzlaşması mümkün görünmemektedir. Bu nedenle gelecekteki dönüşüm alanları arasında hayvancılık sistemlerinin yeniden tasarlanması, gübre ve besin yönetiminin optimize edilmesi, toprak karbon uygulamaları, organik ve rejeneratif tarım, iklime dayanıklı ormancılık, ekosistem restorasyonu, sürdürülebilir balıkçılık yönetimi ve düşük etkili su ürünleri yetiştiriciliği öne çıkacaktır.

​

Sektörün uzun vadeli rekabet gücü giderek daha fazla ölçülebilir sürdürülebilirlik verilerine, izlenebilir tedarik zincirlerine, iklim değişikliğine uyum kapasitesine, kaynak verimliliğine ve Avrupa Birliği çevre düzenlemelerine uyuma bağlı olacaktır. Emisyonlarını, su stresini, kirlilik etkilerini ve biyolojik çeşitlilik üzerindeki baskılarını somut biçimde azaltabilen işletmeler; finansmana erişim, kamu destekleri, satın alma süreçleri ve sürdürülebilirlik odaklı tüketici tercihlerinde daha avantajlı konuma gelecektir.

​

Referanslar

EU Common Agriculture Policy

EuroStat Statistics on Greenhouse Gas Emission Accounts

European Environment Agenct Agriculture and Food Report

European Joint Research Centre - Forest Carbon Sink Report

EU Nature Restoration Report

EU Commission Farm to Fork Report

Eurostat Report on Development on Organic Farming

EU Court of Auditors Special Report on Organic Farming in EU

EU Commission Press Release on Fishing Sustainability and EU Fishers

bottom of page