top of page
Sektörel Sürdürülebilirlik Raporu Sectoral Sustainability Report

Taşımacılık ve Depolama

Bize Ulaşın

Sürdürülebilirlik, inovasyon ve risk yönetimi süreçlerinizi daha güçlü hale getirmek için SusdeX ekibiyle iletişime geçin.

 

Sorularınızı yanıtlamak, ihtiyaçlarınıza uygun çözümler sunmak ve sürdürülebilir dönüşüm yolculuğunuzda size destek olmak için buradayız.

+90 (262) 678 88 00

Gebze OSB Teknopark Kemal Nehrozoğlu Cad. 507/8/Z01 Kocaeli / Türkiye

Sektöre Genel Bakış

Ulaştırma ve Depolama sektörü, ticaretin, iş gücü hareketliliğinin, turizmin, e-ticaretin, sanayi tedarik zincirlerinin ve bölgesel entegrasyonun sürdürülebilir şekilde işlemesini sağlayan Avrupa ekonomisinin en stratejik sektörlerinden biridir. Ancak sürdürülebilirlik perspektifinden değerlendirildiğinde sektör, fosil yakıtlara yüksek bağımlılığı, havacılık, denizcilik ve ağır yük taşımacılığı gibi karbon azaltımı zor alt sektörleri ve sera gazı emisyonları, hava kirliliği, gürültü, trafik yoğunluğu, arazi kullanımı ile iş sağlığı ve güvenliği üzerindeki etkileri nedeniyle en önemli çevresel ve sosyal zorluklardan birini oluşturmaktadır.

 

Eurostat verilerine göre ulaştırma ve depolama sektörü, 2024 yılında Avrupa Birliği’nde yaklaşık 475 milyon ton CO₂ eşdeğeri emisyon ile sera gazı emisyonlarının en büyük kaynaklarından biri olmuş ve sektör emisyonları 2013 yılına göre yaklaşık %14 artış göstermiştir. Avrupa Çevre Ajansı (EEA) ise ulaştırma sektörünü Avrupa Birliği’nin en büyük sera gazı emisyon kaynağı olarak tanımlamakta ve diğer sektörlerde gözlenen emisyon azaltım ilerlemelerinin ulaştırmada yeterince gerçekleşmediğini belirtmektedir. Kurumun değerlendirmelerine göre ulaştırma kaynaklı emisyonlar 2024 yılında bir önceki yıla göre yaklaşık %0,7 artmıştır.

 

Temel Sürdürülebilirlik Profili

Sektörün sürdürülebilirlik profili üç temel yapısal unsur tarafından şekillendirilmektedir. Birincisi, ulaştırma talebinin ekonomik büyüme, kentleşme, uluslararası ticaret ve tüketici davranışları ile doğrudan bağlantılı olmasıdır. İkincisi, teknolojik dönüşümün tüm alt sektörlerde aynı hızda gerçekleşmemesidir. Elektrifikasyon binek araçlar, hafif ticari araçlar ve şehir içi taşımacılıkta hızla ilerlerken havacılık, denizcilik ve uzun mesafeli yük taşımacılığı önemli teknolojik ve ekonomik engellerle karşı karşıyadır. Üçüncüsü ise sürdürülebilirlik performansının yalnızca taşımacılık işletmelerine değil; altyapı sahiplerine, araç üreticilerine, yakıt tedarikçilerine, liman ve havalimanı işletmecilerine, kamu kurumlarına, lojistik müşterilerine ve tüketicilere de bağlı olmasıdır.

 

Avrupa’da yük taşımacılığı halen büyük ölçüde denizyolu ve karayoluna dayanmaktadır. Eurostat verilerine göre 2024 yılında Avrupa Birliği yük taşımacılığı performansının %67’si denizyolu, %25,7’si karayolu tarafından gerçekleştirilmiştir. Böylece toplam yük taşımacılığı faaliyetlerinin %92,7’si bu iki mod tarafından taşınırken, demiryolunun payı %5,4, iç su yollarının payı %1,7 ve havayolunun payı ise yalnızca %0,2 seviyesinde kalmıştır. Bu yapı sürdürülebilirlik açısından önem taşımaktadır çünkü karayolu taşımacılığı yüksek enerji ve emisyon yoğunluğuna sahipken demiryolu ve iç su yolları daha düşük karbonlu alternatifler sunabilmektedir.

 

Çevresel Sürdürülebilirlik Konuları

Sektörün en önemli çevresel sürdürülebilirlik konusu iklim değişikliği ile mücadeledir. Karayolu taşımacılığı, havacılık ve denizcilik faaliyetleri halen büyük ölçüde petrol bazlı yakıtlara bağımlıdır. Elektrifikasyon, sürdürülebilir havacılık yakıtları, düşük karbonlu denizcilik yakıtları, hidrojen, biyoyakıtlar ve enerji verimliliği teknolojileri hızla gelişmekle birlikte dönüşümün mevcut hızı Avrupa Birliği’nin iklim nötrlüğü hedeflerine ulaşılması açısından yeterli görülmemektedir.

Hava kirliliği sektörün diğer önemli çevresel etkilerinden biridir. Karayolu araçları, gemiler, uçak yer operasyonları, dizel lokomotifler, liman ekipmanları ve lojistik operasyonları azot oksitler, partikül maddeler, kükürt oksitler ve uçucu organik bileşikler oluşturmaktadır. Bu nedenle elektrikli araçların yaygınlaştırılması, limanlarda kıyı elektrifikasyonu, temiz yakıt standartları ve düşük emisyon bölgeleri önemli sürdürülebilirlik araçları olarak öne çıkmaktadır.

 

Gürültü kirliliği de önemli bir çevresel ve sosyal etkidir. Avrupa Çevre Ajansı verilerine göre Avrupa’da 20 milyondan fazla kişi ulaştırma kaynaklı gürültü nedeniyle ciddi rahatsızlık yaşamakta, yaklaşık 7 milyon kişi ise uyku bozukluklarından etkilenmektedir. Ajansın 2025 yılı değerlendirmesine göre ulaştırma kaynaklı çevresel gürültü Avrupa’da her yıl yaklaşık 1,5 milyon sağlıklı yaşam yılının kaybedilmesine neden olmakta ve bunun ekonomik maliyeti yıllık en az 100 milyar Avro seviyesine ulaşmaktadır.

 

Sektörün diğer çevresel etkileri arasında karayolları, demiryolları, limanlar, havalimanları ve lojistik merkezler nedeniyle oluşan arazi kullanımı baskısı, ekosistem parçalanması, araç ve ekipman kaynaklı atıklar, lastik ve akü atıkları, ambalaj atıkları, su kirliliği, deniz taşımacılığından kaynaklanan sızıntılar ve doğal kaynak tüketimi yer almaktadır.

 

Düzenleyici ve Politika Çerçevesi

Avrupa Birliği’nde ulaştırma sektörüne yönelik sürdürülebilirlik düzenlemeleri hızla güçlenmektedir. Avrupa Komisyonu tarafından yayımlanan Sürdürülebilir ve Akıllı Hareketlilik Stratejisi, daha temiz, daha dijital ve daha dayanıklı bir ulaştırma sistemi oluşturulmasını hedeflemekte ve 2050 yılına kadar ulaştırma kaynaklı sera gazı emisyonlarında önemli düşüşler öngörmektedir.

 

Karayolu taşımacılığı açısından Alternatif Yakıtlar Altyapı Tüzüğü (AFIR), elektrikli araç şarj ve alternatif yakıt altyapılarının yaygınlaştırılmasını zorunlu hale getirmiştir. Düzenleme kapsamında Avrupa ulaştırma ağları boyunca elektrikli araçlar, ağır vasıtalar, gemiler ve hava araçları için erişilebilir altyapı oluşturulması hedeflenmektedir. Avrupa Konseyi açıklamalarına göre 2025 yılından itibaren TEN-T çekirdek ağı üzerinde her 60 kilometrede en az 150 kW gücünde hızlı şarj istasyonlarının bulunması gerekmektedir.

 

Havacılık sektöründe ReFuelEU Aviation düzenlemesi, havacılık yakıtlarında sürdürülebilir havacılık yakıtı kullanımını zorunlu hale getirmiştir. Düzenleme kapsamında sürdürülebilir havacılık yakıtı oranı 2025 yılında %2 seviyesinden başlamakta ve 2050 yılına kadar %70 seviyesine ulaşmaktadır. Sentetik yakıt kullanım yükümlülükleri ise 2030 yılından itibaren devreye girmektedir.

 

Denizcilik sektöründe FuelEU Maritime düzenlemesi 1 Ocak 2025 tarihinde uygulanmaya başlamıştır. Düzenleme, gemilerde kullanılan enerjinin sera gazı yoğunluğunu aşamalı olarak azaltmayı hedeflemektedir. Avrupa Deniz Güvenliği Ajansı verilerine göre azaltım yükümlülüğü 2025 yılında %2 seviyesinde başlamakta ve 2050 yılına kadar %80’e ulaşmaktadır.

 

Sosyal Sürdürülebilirlik Konuları

 

Ulaştırma ve depolama sektörü yüksek iş gücü yoğunluğuna sahiptir ve çalışanlar düzensiz çalışma saatleri, vardiyalı çalışma, yorgunluk, trafik güvenliği riskleri, ağır yük kaldırma, tekrarlayan hareketler, uzun süreli oturma ve psikososyal baskılar gibi önemli risklere maruz kalmaktadır. Avrupa İş Sağlığı ve Güvenliği Ajansı (EU-OSHA), ulaştırma ve depolama sektöründe iş sağlığı ve güvenliği risklerinin azaltılması amacıyla daha güçlü risk yönetimi uygulamalarının gerekliliğini vurgulamaktadır.

 

Sosyal sürdürülebilirlik aynı zamanda hizmetlerin erişilebilirliği ve kapsayıcılığı ile de ilişkilidir. Toplu taşıma sistemleri, demiryolu bağlantıları ve erişilebilir hareketlilik çözümleri yaşlı bireyler, engelli bireyler, düşük gelir grupları ve kırsal bölgelerde yaşayan vatandaşlar açısından sosyal kapsayıcılığın temel unsurlarından biridir. Lojistik alanında ise sorumlu taşeron yönetimi, sürücü hakları, çalışma saatlerine uyum, yol güvenliği kültürü ve depo çalışanlarının çalışma koşulları giderek daha önemli ESG konuları haline gelmektedir.

 

Yönetişim ve ESG Yönetimi

 

Ulaştırma ve depolama sektöründe güçlü yönetişim uygulamaları; emisyon hesaplama sistemleri, filo dönüşüm planları, rota optimizasyonu, güvenlik yönetimi, taşeron kontrol mekanizmaları, satın alma süreçlerinde yolsuzlukla mücadele uygulamaları, dijital lojistik platformlarında siber güvenlik ve sürdürülebilirlik raporlaması süreçlerini kapsamaktadır.

Şirketlerin sürdürülebilirlik yönetim sistemlerini Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlama Direktifi (CSRD), Avrupa Sürdürülebilirlik Raporlama Standartları (ESRS), AB Taksonomisi, ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi, ISO 45001 İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetim Sistemi ve ISO 50001 Enerji Yönetim Sistemi gibi uluslararası çerçevelerle uyumlu hale getirmeleri beklenmektedir. ESG yönetişimi yalnızca merkez organizasyonda değil; filolar, depolar, terminaller, limanlar ve taşeron ağları genelinde uygulanmalıdır.

 

Temel Sürdürülebilirlik Göstergeleri

 

Sektörün sürdürülebilirlik performansının değerlendirilmesinde karbon yoğunluğu, enerji verimliliği, modal dönüşüm ve sosyal performans göstergeleri temel öneme sahiptir.

Çevresel göstergeler arasında toplam Kapsam 1, Kapsam 2 ve önemli Kapsam 3 emisyonları, yolcu-kilometre başına CO₂e emisyonu, ton-kilometre başına CO₂e emisyonu, filo yakıt tüketimi, sıfır emisyonlu araç oranı, yenilenebilir elektrik kullanım oranı, sürdürülebilir havacılık yakıtı kullanım oranı, düşük karbonlu denizcilik yakıtı kullanım oranı, limanlarda kıyı elektrifikasyonu kullanım oranı, boş taşıma oranı, yükleme kapasitesi kullanım oranı, depo enerji tüketimi ve atık geri dönüşüm oranı yer almaktadır.

 

Sosyal göstergeler arasında iş kazası sıklık oranı, ölümcül kaza oranı, trafik kazası oranı, sürücü çalışma süresi uyum oranı, çalışan devir oranı, eğitim saatleri, toplu sözleşme kapsamı, cinsiyet çeşitliliği, hizmet erişilebilirliği ve müşteri güvenliği olayları bulunmaktadır.

 

Yönetişim göstergeleri ise yönetim kurulunun iklim ve güvenlik risklerini gözetim düzeyi, geçiş planlarının varlığı, iç karbon fiyatlandırması uygulamaları, tedarikçi ESG değerlendirmeleri, taşeron denetimleri, ihbar mekanizmaları, siber güvenlik olayları, yolsuzlukla mücadele kontrolleri ve ESG performansına bağlı ücretlendirme uygulamalarını kapsamaktadır.

 

Riskler ve Fırsatlar

 

Sektör önemli geçiş riskleri ile karşı karşıyadır. Karbon fiyatlandırması, yakıt standartları, emisyon düzenlemeleri ve altyapı yükümlülükleri giderek sıkılaşmaktadır. Havacılık ve denizcilik işletmeleri sürdürülebilir yakıt zorunlulukları nedeniyle önemli maliyet baskılarıyla karşı karşıya kalırken, lojistik şirketleri müşterilerinden gelen düşük karbonlu tedarik zinciri talepleriyle karşılaşmaktadır. Karayolu yük taşımacılığı işletmeleri ise elektrikli filo yatırımları ve şarj altyapıları nedeniyle yüksek sermaye harcamalarına ihtiyaç duymaktadır.

 

İklim değişikliğinin fiziksel etkileri de önemli riskler yaratmaktadır. Sel, sıcak hava dalgaları, fırtınalar, kuraklık nedeniyle iç su yollarında yaşanan operasyonel aksaklıklar, demiryolu altyapısında deformasyonlar, liman hasarları ve havalimanı operasyon kesintileri hizmet sürekliliğini tehdit etmektedir. Bu nedenle iklim uyum planlaması sektör açısından temel bir sürdürülebilirlik gerekliliği haline gelmiştir.

 

Bununla birlikte sürdürülebilirlik dönüşümü önemli fırsatlar da yaratmaktadır. Elektrikli şehir lojistiği, demiryolu yük taşımacılığının büyümesi, intermodal taşımacılık, dijital rota optimizasyonu, enerji verimli depolar, düşük karbonlu yakıtlar, elektrikli otobüs ve kamyonlar, liman elektrifikasyonu, sürdürülebilir havacılık yakıtları ve iklim dirençli altyapı yatırımları sektörün gelecekteki büyüme alanları arasında yer almaktadır.

 

Sektörün Geleceğe Yönelik Görünümü

 

Ulaştırma ve Depolama sektörü sürdürülebilirlik açısından kritik bir dönüşüm dönemine girmiş bulunmaktadır. Sürdürülebilirlik artık yalnızca gönüllü emisyon azaltım faaliyetlerinden ibaret olmayıp; düzenleyici uyum, finansmana erişim, müşteri beklentileri ve rekabet gücü açısından stratejik bir zorunluluk haline gelmiştir. Filolarını karbonsuzlaştıran, enerji verimliliğini artıran, dijital lojistik çözümlerini benimseyen, iş sağlığı ve güvenliği performansını geliştiren, iklim risklerine uyum sağlayan ve şeffaf ESG raporlaması yapan işletmeler gelecekte daha avantajlı konumda olacaktır. Dönüşümü geciktiren işletmeler ise artan karbon maliyetleri, düzenleyici yükümlülükler, finansman zorlukları, müşteri kayıpları ve itibar riskleriyle karşı karşıya kalabilecektir.

 

Genel olarak değerlendirildiğinde sektörün sürdürülebilirlik performansı halen karma bir görünüm sergilemektedir. Politika hedefleri ve düzenleyici çerçeveler güçlü olmakla birlikte emisyon azaltım performansı istenilen seviyeye ulaşmamıştır. Önümüzdeki dönemde en önemli öncelikler teknik olarak mümkün olan alanlarda elektrifikasyonun hızlandırılması, yük ve yolcu taşımacılığının daha düşük karbonlu modlara kaydırılması, sürdürülebilir yakıtların ölçeklendirilmesi, altyapı dayanıklılığının artırılması, gürültü ve hava kirliliğinin azaltılması ve lojistik değer zincirlerinde çalışma standartlarının güçlendirilmesi olacaktır.

bottom of page